2005 Bosna gezisi

Dar´ul Erkam Talebeleriyle yaptığımız Bosna gezisinden notlar  


Sabah namazını Hırvatistanda kılarak sabahın erken saatlarinde Müslümanların son şehri Binhaca ulaştık.  Gözü yaşlıydı Binhacın, Bosnanın! Yağmur ve sis bize şehrin güzelliğini ve sırpların kurşun izlerini saklıyordu. İlk gördüğümüz  fırından börek almak için arabamızı durdurduk. İşaretlerle ancak anlaşabildiğimiz ama ayrılırken Allaha Emanet lafzıyla bizi uğurlayan tezgahtar bacımızın ALLAHA EMANET sözü bizi uykudan uyandırmıştı adeta. ‘ALLAHA EMANET’ sanki Bosna’nın markasıydı. Bu sözle karşılandık  ve bu sözle uğurlandık. Bu söz kulaklarımızın bosnayı çıkana kadar en çok duyduğu sözüydü.

Farklı bir duygu ve düşünce içerisinde Travnik şehrine doğru ilerliyorduk artık. 

195,13.jpg (26179 Byte)

Camisiz minaresiz köyler  geride kalmıştı, her köyde en az bir minareli cami sayıyor yanına varıp gözlerimiz doğrumu gördü acaba diye penceresınden içeri bakıyorduk. Genel olarak camilerin bahçeleri şehidliklerle doluydu tarih 1992-1995! Köyler sıklaşıp camiler  minarelerini gizlemedikleri için bizde uzaktan selamlaşıp yolumuza devam ediyorduk. Bu camiler Travniğe vardığımızda aniden çoğalmıştı nereye baksak bir cami avlusunda şadırvan.

Travnik İçinde medrese barındıran birkaç şehirden birisidir.   Ayrıca harpte düşmana aman vermemiş Ahmed Adilovic  komutasında müslümanske snage kuvvetlerini kurarak hürriyet mücadelesi vermişti. 

202 Travnik Mavi suyun kaynaginda.jpg (56164 Byte) 203,5 Travnik.jpg (67683 Byte)

Bizde gelmişken hem Osmanlıdan kalma medreseyi hemde Gazi komutan Ahmed Adilovici ziyaret ederek duasını almak istedik. Medreseye vardığımızda istisnai bir proğramın olduğuna şahid olmuştuk! 7 yıl önce medreseden mezun olanlar o gün orda buluşup hasret gidereceklermiş.Bir kaç tanesiyle tanıştığımızda hepsininde Avrupanın çeşitli ülkelerinde imamlık yaptığını öğrendik. Kendisi aynı zamanda medrese mezunu olup medresenin sorumlusu olan Ahmed Adilovıç’i sorduk. Hemen çağırdılar. Sanki hasretlik gideriyormuş gibi birbirimize ısınmıştık, Sağolsun bizlerle ilgilendi medreseyi ve Travnikte çıkan mavi suyu gezdirdi. Yol boyunca öğrenmek istediğimiz soruları cevapladı hemde güzel bir sohbet oldu, Bizlerle ingilizce anlaşan Adilovic evvela bizleri göndermek istemesede mazeretimiz karşısında ancak müsade alıp Travniğin Osmanlıdan kalma kalesinide gezdikten sonra gezimizin en önemli yeri olan Saraybosnaya doğru yola koyulduk. 

Saraybosna güzel bir şehir. Katolik, Ortodoks ve islam dini’nin buluştuğu, sona erdiği veya başladığı üç bölge arasında küçük bir noktadır Saraybosna. Ayrıca yahudilik de yine burada mevcuttur (Endülüsten gelme). Hatta birbirlerine 100 metreyi geçmeyen bir mesafedeki mabedleri asırlarca kavgasız gürültüsüz bir arada yaşamışlardır! Tabi bu ancak islamın farklı dinlerdeki insanlara dinlerini yaşama hürriyeti vermesinin bir tezahürüdür.  

Bosna ve Hersek çatışması esnasında Saraybosna 1300 günlük bir süre boyunca kuşatma altında kalmış. Bu bir şehrin kuşatma altında kaldığı tarihteki en uzun süredir. Keskin nişancılar muhasara altındaki masum bosnalı dindaşlarımızı  1300 gün boyunca  avlamışlar.  

228 Saraybosna.jpg (38000 Byte) 195,27.jpg (34967 Byte)

Şehre girerken sağa sola serpiştirilmiş birbirinden farklı mimari estetiğe sahip o muhteşem binalar ve aralarına serpiştirilmişcesine yapılmış eski ve yeni camiler kulaklarımızı çınlatan Allaha emanet sözleriyle Saraybosnaya girdik. 

234 Saraybosna arap camisi.jpg (34264 Byte)

Avrupada benzeri olmayan bu şehir artık aradığımız manevi atmosferi bize sunmaya hazırdı! Büyüklüğü ve gösterişiyle dikkatlerimizi çeken bir camide  ikindi namazını eda ettikten sonra şehir merkezine doğru hareket ettik. Her gördüğümüz camiye gitmek bir mescid namazı kılmak geliyordu içimizden. Merkeze yaklaştıkca camiler sağlı sollu Osmanlı mimarisi ile karşımıza çıkmaya başladı. 

301 Saraybosa.jpg (39217 Byte)

Bu gördüğümüz  muhteşem manzara karşısında dilimiz tutuldu desek azdır. Mescid namazı için girdiğimiz  Paşa camii sanki Omanlı’ın daha var olduğunu kulaklarımıza fısıldamaktaydı. 
Camiden çıkıp ilerlerlerken kendimizi meşhur baş çarşının içinde bulmuştuk. 

268 Osmanli cesmesi bascarsi saraybosna.jpg (52552 Byte) 289 kursunlu medresesi.jpg (47874 Byte) 271 Saraybosnanin en meshur camisi Hüsrev bey camisi.jpg (35495 Byte) 281 saraybosna medrese.jpg (22524 Byte)

Artık camiler birbirine 100 metreyi geçmeyen uzaklıklardaydı. Meydanlardaki Osmanlı çeşmeleri, yol kenarlarındaki seyyar satıcılar, ortalarda sadaka için dolanan   başörtülü nine hatunlar, bize hayaller aleminde Osmanlı’nın bu şehre hakimiyetinden bahsediyordu. Arabamızı park edip o güzel mekanlarda teneffüs etmek niyetiyle ayağımızı yere basar basmaz bize kalacak yer ayarlayan bosnalı ama almanyada doktorluk yapan kardeşimiz Senaddan telefon geldi. Nerde olduğumuzu soruyordu. Bizde Saraybosna başçarşıda olduğumuzu haber verince aniden durakladı ve kendininde orada olduğunu söyledi. Nitekim beklemediğimiz bir anda karşımıza çıkan bu dostumuz bize Osmanlı hanlarından birinde Bosna’nın en meşhur yemeği olan  civapcici’ ziyafeti verdi. Ziyafetin ardından akşam namazını hep birlikte Saraybosna’nın en meşhur camisi olan Hüsrevbey camiinde kıldık. İmamla selamlaşıp hatıra fotoğrafı çekilirken kulaklarımızı çınlatacak şu söz beynimize kazınıyordu! BİZ TÜRKLERİ İKİNCİ KEZ BEKLİYORUZ. 

279 Saraybosnanin en meshur camisi Hüsrev bey camisi imami ile birlikte (türkleri ikinci kez bekledigini söylemisti).jpg (30921 Byte)

Ne demek istediğini büyük bir sessizlik içinde anlamıştık, sözündeki samimiyet gözlerindeki ışıltıdan anlaşılıyordu. Bu içten yaptığı temenni ile bizleri derin bir tefekküre daldırmıştı. Beklenilen türkler acaba neredeydi? neyin peşindeydi? Raydan çıkmış tren misali adaletin mum ışığıyla arandığı bu zamanda, adaleti tesis edecek bir ruh bir çalışma ile uykusu kaçıyormuydu beklenilen Türklerin!  Oralarda beklendiğimizin farkındamıydık? Yoksa cemaatçilik, gurupçuluk yada hizipçilik bizi komayamı sokmuştu! Yahud deve kuşu misali kafalar kumda etrafımızı göremeyecek haldemiydik.....

Bu düşünceler içerisinde kalacağımız mekana vardık. 3-4 günlük yolculuktan sonra ilk defa yataklarda yatacaktık. Bununda bir nimet olduğunu o zaman iyice anlamıştık. Ertesi gün ziyaret hedefimiz, maddi ve manevi köprüler şehri olan Mostardı.  

348  Mostar köprüsünün bombalanan sekli.jpg (28037 Byte)

Bize arkadaşlık etmek üzere anlaştığımız türkce bilen bir bosnalı talebeyle Mostara vardık. 

352 Mostar.jpg (42974 Byte) 321 Mostar.jpg (38628 Byte) 362 Mostar 1557 de karagöz beyin yaptirdigi cami.jpg (30703 Byte) 342 Mostar 1557 de karagöz beyin yaptirdigi cami en eski cami..jpg (41670 Byte)

İki kutup insan iki farklı yapıya sahip bu istisnai şehir Osmanlı hatıralarıyla dopdoluydu. Her tarafta cami vardı.  Artık camileri  gezmek yerine en meşhurlarını ziyaret ederek diğerlerini  başka zamana tehir ediyorduk. Mostar aradaki köprünün bombalanması  ve en yüksek tepeden keskin nişancıların müslüman çocukları avlaması, bu yetmiyormuşcasına o tepeye kutsal tepe  diyerek büyük bir haç dikmeleri tarihin kara sayfasına eklenmişti. 

329 Mostar.jpg (31690 Byte)

Bu halde dahi inanan insanlarda tükenmek bilmeyen bir tebessüm vardı. Almanca bilen müezzin bize hem caminin özelliklerini hemde babasının imamlık yaparken öldürüldüğünü anlatmıştı. 

363 Mostar 1557 de karagöz beyin yaptirdigi cami.jpg (33308 Byte)

Gözlerinde intikam ışınları yerine derin bir tebessüm vardı. Babam vazifesini yaptı ve şehid oldu, sıra bizde. Bizde üzerimize düşen vazifeyi yapmakla sorumluyuz.Babamın mezarının karşı tarafta olmasınada üzülmüyorum. Beni üzen tek şey annemin babamın mezarını ziyarete giderken rahatsız edilmesi ve oraya gitme cesaretinin azalması  diyordu. Sızlanma yerine üzerine düşen vazifeyle ilgilenen müezzin, bizlere güzel bir ders verdi. Mostarın arasındaki köprünün  eskisi gibi yapılmasına rağmen hırvat tarafı olanca kini ile yıktığı manevi köprüyü tamir etmemekte ısrarlı olduğu, Hırvat tarafının diyalog yanlı tutum sergilememesinden anlaşılıyordu.  

348  Mostar köprüsünün bombalanan sekli.jpg (28037 Byte) 332 Mostar.jpg (32699 Byte) 336 Mostar.jpg (43608 Byte)

Kafalarımız karışık kara kara düşünerek bu garip şehri terkettik! Acaba birgün farklı dinlerden olan insanların bir arada yaşayabileceği adaleti sağlayacak bir hükümete tarih şahid olacakmıydı?

  Yolumuz yine Saraybosnadaydı. Yollar bal satan çocuklarla doluydu. Arabamızı durdurup utangaçlıktan yüzleri kızaran çocuklardan bal aldık. Yol boyuncada namazlarımızı parklarda değil yol üzerlerine serpiştirilmiş camilerin herhangi birinde kılıyorduk, nihayet  Saraybosnaya geri gelmiştik. Fakat evdeki hesap çarşıya uymamıştı. İkindi vakti gelmeyi planlarken yatsı namazının farzına zor yetişmiştik. Ne Saraybosnayı gezme planımız nede İlk geldiğimizde tevafuk eseri tanıştığımız Aydınlı gazeteci ile yaptığımız randevu bu güne sığmadı. Artık ertesi gün sabah namazından sonra tehir edilen proğram gerçekleştirilecekti. Cuma sabahı kaldığımız pansiyondan eşyalarımızı arabaya yerleştirip  Saraybosnada gezmediğimiz yerleri gezmek için arabamızı çalıştırdık. 

383  Bosnada Kaldigimiz yer.jpg (51357 Byte)

Nihayet başçarşıda alışverişimizi yaptıktan sonra arabayla savaşın olduğu yerleri Ali izzet Begovicin kaldığı mezarlığı ziyaret ve Saraybosnanın tepelerinden şehri seyrettik. Osmanlının kurmuş olduğu bu şehir taa tepelerine kadar çeşmelerle donatılılmıştı. İnsanlığa hizmette sınır tanımayan osmanlıyı hayırla yad ettik.

 

Aşağı indiğimizde herkesin Cuma telaşı içinde olduğunu park bulmanın imkansızlığını yaşadık. Şehri birkaç tur attıktan sonra nihayet trafiğe engel olmayacak şekilde arabamızı yasak bir yere park ettik. Cuma namazı yaklaşmaktaydı Bosnalı kardeşimizle buluşacağımız Hüsrevbey camiine gittik. 

279,3 Hüsrevbey camii saraybosna.jpg (45325 Byte) 270 Saraybosnanin en meshur camisi Hüsrev bey camisi.jpg (41046 Byte) 279,4 cuma namazi öncesi Hüsrevbey camii saraybosna.jpg (55557 Byte)

Hertaraf insan kaynıyodu şadırvan  abdest alanlara sürekli su yetiştirmek için elinden geleni yaparken, caminin dış avlusu sergisini getiren müslümanlara bağrını açıyordu. Sanki osmanlı dirilmiş hutbeye çıkması için islamın halifesini  bekliyordu.Bu coşku ve heyecan içinde Cuma namazını eda etmiştik.

İtalyayı terketmek için beni sıkıştıran gençler şimdide ne olur birazdaha kalalım, buraları hemen terk etmeyelim diye sızlanıyorlardı. Kalplerindeki iman tezahürlerinin bir nişanesiydi bu serzeniş.İçimden ya Rab bu gençleri islama hadim eyle, cennete giden yolun önünde engel bırakma, diye dua ediyordum. Yalvarmalar ve her dakika fikrimin değişip değişmediğini soran gençler proğramımızda aksaklık olmayacağını anlayınca yetimler gibi mahsunlaşmışlardı!.

Cumadan sonra Aydınlı Muhabirin yanına vedalaşmak için uğradığımda benimle tanıştırmak istediği Süleyman Efendiye bağlı kardeşlerimle tanışıp yaptıkları hizmet hakkında bilgi aldım. Fazla zaman ayıramayıp muhabir kardeşimizin 3 yılın üzerindeki muhasarada neler çektiğini dinleyemedim, ama artık bir bosnalı olmuştu O. Açmış olduğu döner dükkanıyla hem geçimini temin ediyor hemde gelen giden müslümanlara selam verip yardımcı oluyordu. Bizde adresini ve telefonunu not ederek bir sonraki seferde hatıralarını dinlemek üzere anlaştık.

Hüzünlü ayrılık zamanı gelmişti gözlerimiz arkaya baka baka yanımıza aldığımız bize Banjalukaya kadar yol arkadaşlığı yapacak bosnalı kardeşimizle yola koyulduk.

İlk uğrak yerimiz Travnik olacaktı. Artık dönüş başlamıştı. Şehid kanlarının henüz kurumadığı o topraklardan ayrılmak! Ezan seslerinden camiyi dolduran müslümanlardan ayrılmak ağırdı. Kader dedik bir daha gelme niyetiyle Travnik cihetine yolculuğa devam ettik.

Travniğe vardığımızda ikindi vaktine az kalmıştı, Osmanlı camilerinden birinin önünde durarak şadırvanda   namaz hazırlığı yapıp namazımızı cemaatle eda ettik. 

210 Travnik Serina  Alacali camii ikindi namazini kilmistik 1600 yillarinda yapilmis sadirvan gözükmekte.jpg (57784 Byte) 222 Travnik Biraz önce yalkalanan  yakalanan baliklar masada.jpg (42806 Byte)

Şimdi proğramımızda Adiloviçle gezerken tesbit ettiğimiz lokantada kendimize balık ziyafeti çekmekti! Su seslerinin eşliğinde tadını unutamıyacağımız balık  ziyafetini gerçekleştirip
Zenikaya akşam namazını kılmaya gittik.   Şehir merkezine girerek camilerden birini tercih ettik, eski mimarisi ile tarihe şahid o camilerde secde bir başkaydı. Akşam namazı olmasına rağmen camiyi dolduran müslümanların arasında adeta kaybolmuştuk. 

406 Zenikada bir cami.jpg (37295 Byte)

Namazdan sonra son alışverişimizi yapıp Senad kardeşin dondurma ziyafetine iştirak ederek şehirden ayrıldık. Bu arada Senad kardeşimizle artık dost olmaya karar vermiştik. Hayatında ilk defa böyle istisnai gün yaşadığını söyleyerek Allah (C.C.) ya hamd ediyordu. Bu coşkulu yolculuğu evlerinde kahve ikram ederek nihayetlendirmek isteyişine olumlu cevap vermiştik. Zaten ara ara annesinin meraklanmaması için telefon açıyordu, bende şaka olarak telefonla söyle kahveleri hazırlasınlarda vakit kaybetmiyelim diyordum. Oda eğer hazırlamazlarsa ben size hazırlarım diyordu.

Köylerine yaklaştıkça küçüklük hatıralarını ve savaşta başlarına gelenleri anlatmaya başladı. Bir gecede halkını silahlandıran sırpların müslüman halkı nasıl katlettiklerini, dedesi ve nenesini hızlı yürümüyorlar diye yolun ortasında şehid etmelerini. Birçok akrabasının bilinmeyen yerlere götürülüp haber alınamadığını anlattı. Sırp canilerinin zulümlerine şahid olan Senad kardeşin hatıralar dolu köyüne nihayet varmış evlerinin önünde arabamızı park etmiştik. Kısa bir aradan sonra evlerine çağrıldık, ihtiyar ama dimdik ayakta duran teyze ve amca bize buyurun diyorlardı son kişinin yerini alana kadar buyurun sesleri kesintisiz devam etti.

Yüzleri sanki bir tebessüm abidesiydi. Gözlerinden ışıldayan memnuniyet nurları, evi manen aydınlatacak kadardı. Bu ortam bu sıcaklık bizi adeta büyülemişti. Bir kahve için girdiğimiz bu ev bizi çabuk göndermeyeceğe benziyordu. Kısa bir istişareden sonra kahveyi namazdan sonra içmeye karar verdik. Abdestler  alınırken öbür yandan seccadeler seriliyor yaşlı amcamız hepimize birer takke giydiriyordu. Bu arada hareketleriyle birşeyler ikram edememenin sıkıntısını çeken teyzemizde oğlunu sıkıştırıp bizim herhangi birşey içip içmeyeceğimizi soruyordu. Kahve ile kurtulamıyacağımız yavaş yavaş anlaşılmaktaydı!  Nihayet namazımızı cemaatle kıldıktan sonra ardı arkası kesilmeyen birbirinden güzel yiyecekler masayı doldurmuştu, artık gecenin yarısında dengeli beslenme kurallarını terkederek ikramlardan doyasıya yedik. O mütevazi ailenin kalbimizde bıraktığı izler inanıyorumki hiçkimsede silinmiyecekti!... Bütün ısrarlara rağmen kalma tekliflerini mazeret sunarak olumsuz bırakarak en sevdiğimiz akrabalarımızdan ayrılıyor gibi vedalaşıp ALLAHA EMANET sözüyle bosnayı bosnalıları terkettik....

Bosnada en çok dikkatimi çeken şeylerden biride ALLAHA EMANET sözünden sonra selamın çok yaygın olmasıydı. Hatta namazdan sonra dahi herkes kalkıp birbirine selam veriyor, sanki 100 yıldır unutturulmak istenen selamın hasretini gideriyorlardı.

İlk vardığımızda müslüman kadınların şiarı olan tesettür bosnada yaygın olmadığı için alışveriş yaparken  bayanlara selam vermekten çekiniyorduk! Ama kominizmin bütün islami değerleri unutturduğu o bacılarımız, Allahın selamını esirgemeyip hemde geciktirmeden kendileri veriyorlardı! Bu hal Bosnayı terkedene kadar devam etti. Almanyaya geldiğimde aynı selamı tesettürüyle tezgahtarlık yapan birine verdiğimde karşılığında merhabalar duyunca soğuk suda  duş almış gibi irkilmiştim. Bir tarafta kominizm baskısı altında ezilen halkın dirilişi, öbür tarafta demokrasinin başıboşluğunda kaybolan değerlerimiz..... Ne diyelim imtihan dünyasındayız.  Zaman ve mekan bizim tercihimize bırakılmadığına göre imtihanı kazanmaktan başka yol gözükmemektedir.

Bosnadan sonra uğramak ve görmek istediğimiz yer Zagreb camisiydi.

 


Hırvatistan 20.08.05

 

Sabah geldiğimizde cami farklı bir mimarisi ile bizi karşıladı. 

418 Zagreb Camii ve medresesi.jpg (26024 Byte) 415 Zagreb Camii ve medresesi.jpg (43862 Byte) 417 Zagreb Camii ve medresesi.jpg (39444 Byte) 413 Zagreb Camii ve medresesi.jpg (18140 Byte)

Bu yerin etrafı Romadaki gibi kale duvarıyla çevrilmeyip büyük bir arazinin içinde durmaktaydı. Hayretler içerisinde alışılmamış mimari tarzını doya doya inceledikten sonra kısa bir şehir turu yapıp son durağımız Viyanaya gitmek için yola çıktık. 


 

Avusturya 20.08.05

 

2 kez kuşatılmasına rağmen müslümanlara yar olmayan Viyanaya varmıştık. Bu yer artık gençleri iyice sıkmıştı. Tek istekleri vardı oda bu şehri gezmeden Bosnadaki heyecanla evlerine dönmekti. Nihayet çeşitli yerlerde çektirdiğimiz resimler dahi boşu boşuna çekilmiş! Çünkü Fotoğraf makinasına kart yerleştirilmemişti! Orada gezdiğimiz türk caddesi Kral Faysalın yaptırdığı cami, türklerin yenilmesine sebep olan Polen ve Alman güçlerinin geldiği tepe yüzümüze manalı manalı bakarak sanki birşeyler söylemek istiyordu! Acaba Bosnalı’nın sıkılıp ezilmeden biz türkleri 2. kez bekliyoruz demesinin ardından, Viyanada türkleri 3. kezmi karşılamak istiyordu?  Ne diyelim, dedelerimiz galip bir eda ile gelip giremediği bu topraklarda mağlup ve mahcubiyet içerisinde  dolanmaktaydık. İlahi kelamın sınır ötesine götürülmesi için bütün gücünü kullanan ecdad, Viyanada takılmıştır. Torunları ise artık bütün gücünü kullanıp Avrupaya sürünerekte olsa gelmeyi başarmıştır! Arada gaye farkı olsada....

 

Son duam

Ya rab bizleri İslamın hakikatını dedelerimizin bıraktığı yerden devam edenlerden eyle. (Amin)

 

Kısa zamanda 5500 kilometrelik  yolu tamamlarken öbür gezinin nereye olacağı sorusunu cevaplamaya çalışarak talebelerimizi evlerine teslim ettik..... Bakalım Allah (cc) bizlere daha nereleri gösterecek.